On yıl öncesine kadar bir akıllı telefonu şarj etmek 5 watt ile sınırlıydı ve tam şarj için iki saate yakın beklemek normal karşılanıyordu. Üreticiler bu süreyi kısaltmak için kendi hızlı şarj protokollerini geliştirmeye başladı; Qualcomm'un Quick Charge'ı bu alandaki ilk yaygın örneklerden biriydi ve pazarı hızla değiştirdi.
Sonraki yıllarda her marka kendi çözümünü çıkardı: OPPO'nun VOOC ve SuperVOOC'u, Huawei'nin SuperCharge'ı, Xiaomi'nin HyperCharge'ı gibi. Bu parçalı yapı kullanıcılar için kafa karıştırıcıydı çünkü bir markanın şarj cihazı diğerinde beklenen hızı vermiyordu. USB-IF'in geliştirdiği Power Delivery (PD) standardı, farklı markalar arasında ortak bir dil oluşturarak bu sorunu büyük ölçüde çözdü.
Bugün USB PD 3.1 ile 240 watt'a kadar güç aktarımı mümkün; bu rakam beş yıl önce hayal gibi görünüyordu. Aynı zamanda GaN (galyum nitrit) yarı iletken teknolojisi sayesinde bu yüksek güçler artık cep boyutlarına sığan adaptörlerle sağlanabiliyor. Isınma sorunu büyük ölçüde azaldı ve verimlilik arttı.
Charjett'in ürün gamı da bu evrime paralel şekilde gelişti; 120W ve 240W destekleyen UltraSpeed Turbo kabloları, PD standardına uyumlu çalışarak kullanıcının elindeki telefondan dizüstü bilgisayara kadar geniş bir cihaz yelpazesini tek kabloyla besleyebiliyor. Hızlı şarjın bundan sonraki durağı, muhtemelen daha yüksek verimlilik ve daha küçük form faktörleri olacak.
